#MadenciMutkakaKazanacak

Eylül ayı geldi, okullar açılıyor. Okul taksitleri ve kırtasiye masrafları kapıya dayandı. Önümüz kış; kiralar yeniden zamlanacak, ısınma giderleri el yakacak. Mazot fiyatları artarken gıda fiyatları da bundan nasibini alacak ve karşımıza daha bir sürü masraf çıkacak.

Emekçiler, emekliler ve yoksullar yani milyonlar için tek gerçek gündem, hayatta kalma mücadelesidir.

Ulusal basında çok fazla yer bulmasa da Gaziantep’te asgari ücretle çalışan ve geçim sıkıntısı yaşadığını belirten üç çocuk babası A.K.K., Gaziantep Valiliğine hitaben yazdığı dilekçede ötanazi talep etti. A.K.K. dilekçesinde; mevcut yaşam koşullarının ağırlığı altında ruhen ve bedenen tükenmişlik içine saplandığını ve kaygı, üzüntü ve stres nedeniyle hayata tutunma gücünü kaybettiğini ifade etti. İnsan onuruna yakışır bir hayatı olmadığını ve çaresizliğin dibini yaşadığını vurgulayan baba, sevdikleri için bile yaşamakta zorlandığını belirtti.₁


Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğündeki işçiler, Yıldızlar SSS Holding’e devredilen Doruk Madencilik’te gasp edilen haklarını almak için 12-13 Nisan’da Ankara’ya yürüme kararı aldı. Talepleri yeni bir hak, maaş artışı, ikramiye veya sosyal hak değildi. Kaldı ki bu taleplerde bulunmalarında da hiçbir sakınca yoktu. İşçiler sadece alın teriyle kazandıkları hakları; ödenmeyen maaşları, kıdem, ihbar, süresiz ücretsiz izin ve yıllık izin tazminatları için mücadele ediyordu. Bunlar, işçilerin üç, beş, hatta yedi yıldır almaları gerekip de bir türlü alamadıkları paralardı.

İşçiler, sekiz gün süren yürüyüşün ardından Ankara’ya ulaştı ancak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına yürümek isterken polis müdahalesiyle karşılaştı. Yaklaşık 70 işçi ve sendika yöneticisi gözaltına alındı. Serbest bırakıldıktan sonra mücadelelerini Ankara’da açlık greviyle sürdüren işçiler, bakanlığa tekrar yürümek istediklerinde bir kez daha polis müdahalesiyle gözaltına alındılar.

Direnişin ilk devresi; İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarının, Yıldızlar SSS Holding’in işçilere tüm haklarını ödeyeceğine dair garantör olması neticesinde 28 Nisan’da sona erdi.

Bu süreçte, Eti Gümüş’te iki yıldır haklarını alamayan işçiler de Doruk Madencilik işçilerinin mücadelesinden güç alarak Bağımsız Maden-İş’te örgütlendi. Eti Gümüş’te çalışan 176 işçi; alacaklarının ödenmemesi üzerine, hakları teslim edilmezse Ankara’ya yürüyeceklerini açıkladı. Bakanlıkların devreye girip ödeme sözü vermesinin ardından eylem ertelendi ancak ağustosun ilk haftasında yapılacağı belirtilen ödemeler yine gerçekleşmedi.

Üç bakanlığın verdiği güvencelere rağmen Holding, ödemeleri eksiksiz yapmadı. Verilen sözlerin tutulmaması üzerine Bağımsız Maden-İş, işçilerin yeniden Ankara’ya geleceğini açıkladı ve böylece direnişin ikinci devresine geçildi. Bağımsız Maden-İş üyesi madenciler, 10 Ağustos’ta tekrar Ankara’ya ulaştı.

AKP, bir holdinge sözünü geçirip işçilerin hak ettiği alacakları ödetemedi. Bunu yapamadıkları için değil, yapmak istemedikleri için yapmadılar. İçişleri Bakanı ve Yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve Yardımcısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve Yardımcısı, ilgili bakanlıkların yüksek bürokratları ve Emniyet Genel Müdürü verdikleri sözlerde durmadı. Verilen sözler, Holding tarafından kâle bile alınmadı. İşçiler, verilen sözlerin ve haklarının takipçisi olduklarında ise üç bakanlık, holding ve kolluk kuvvetleri hep birden işçinin karşısına dikildi. Maden işçileri, ikinci eylemleri kapsamında Ankara’da bulundukları 18 gün içinde tam 8 kez polis müdahalesiyle gözaltına alındı.

Baskılara rağmen yılmayan işçilerin kararlılığı zaferi getirdi. Tüm engellemelere rağmen madenciler kendi dertlerini kendileri çözdü, direnişlerini öz güçleriyle kazanımla sonuçlandırdı. “Zafer, direnen emekçinin olacak!” sloganı sözde kalmadı, bir kez daha ete kemiğe büründü. Buna karşılık zafer, bilerek yarım bırakıldı. Ekmeği ve aşı için yollara düşen emekçiler ve sendikacılar mücadelenin son aşamasında yargı sopasıyla hizaya getirilmeye çalışıldı. Bundaki amaç; yaşanan zafer hissini parçalamak, her hak arayanın yola düşüp Ankara’ya gelmesini engellemek (ki böyle bir durumda Ankara nüfusunun üçe dörde katlanacağı açıktır) ve başkalarına emsal olmasının önüne geçmekti.

Amaçlanan bu gözdağı kapsamında, tam da direnişin zaferle sonuçlanmasının arifesinde, Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran AKSU ve Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay ÇAKIR tutuklandı. Bu tutuklama elbette ülkemizdeki birçok tutuklama gibi hukuktan yoksun olup, siyasi tutsaklık uygulamasının bir başka örneğidir. Madencinin hakkını savunmak, holdinglerin nasıl büyütüldüğünü anlatmak ve işçilerin ülkeyi yönetenlerle görüşmesini istemek suç değildir. Gerçek suç, holdinglerle el ele verip halkı soymak; gerçek suç, işçilerin haklarına çökmektir.

Bugünlerde kimin şahsi menfaatlerini, kimin hak mücadelesini öncelediği de bir kez daha görüldü. CHP milletvekili olmadan önceki son durak haline gelen DİSK Genel Başkanlığı, şaşırtmayacak biçimde ve utanılacak derecede kötü bir sınav verdi. DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu ÇERKEZOĞLU yaptığı açıklamada sadece “Türkiye’de tutukluluk, giderek bir koruma tedbiri olmaktan çıkarılarak cezalandırma ve baskı aracına dönüştürülmektedir.” demekle yetindi.₂ Açıklamayı okuyanlar, eğer ülke gündemini yakından takip etmiyorlarsa, metnin ne üzerine ve kimin tutuklanması hakkında yazıldığını bile anlayamazlardı. Kibir dolu, dayanışma ve mücadeleden o derece uzak bir açıklamaydı bu. Sadece yapılmak için yapılmıştı. En azından DİSK’e bağlı 16 sendika (toplam 22 sendika var), ortak bir açıklamayla haksız yere tutuklanan Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay ÇAKIR ve Örgütlenme Uzmanı Başaran AKSU’nun serbest bırakılması çağrısı yaparak bu ayıbı bir nebze olsun düzeltti.₃

Başaran AKSU, tutsak edildiğinde bile mücadeleyi büyütme peşindeydi ve bunu başardı da. İki adli mahkûm, açlık grevine başlayan Başaran AKSU’yla dayanışma göstererek açlık grevine katıldı. Başaran AKSU, cezaevinde başlattığı açlık grevinin 5. gününde paylaştığı notta şu ifadelere yer vererek mücadelesini tutsaklıkta da sürdürdü: “Zenginler, patronlar, holdingler, sarı sendikalar rahatsız edilmedikleri sürece çoluğumuzun, çocuğumuzun geleceğine de çökecekler. Sömürünün, baskının kaynağı onlar. Rejimin tek dayanağı onlar. Biz büyük çoğunluğuz, milli iradenin ta kendisiyiz. Korkuyorlar, bir parça daha cesaret. Bir parça daha gayret.”

Gökay ÇAKIR da tıpkı Başaran AKSU gibi tutsaklığında bile mücadeleyi büyütme peşindeydi ve o da bunu başardı. Gökay ÇAKIR, cezaevinden paylaştığı notta şöyle diyordu: “Benden önceki Genel Başkanım Tahir Çetin işçiler için, hakları için çok mücadele etti, Soma’da 7200 işçinin hakkını aldı ama işçiler için bunu yaptı, hayatını kaybetti. Genel Başkanım hayatını kaybetti ise işçiler için, ben yada Başaran Aksu cezaevine düşmüşüz, çok mu?” Ardından şu sözleri ekliyordu: “Benim çocuklarım mağdur olabilir, yüzlerce binlerce çocuğun yüzü gülüyor, onun için cezaevinde yatmak onurdur, selam olsun bütün işçi, emekçi dostlara”.

Bu kararlılığı tutsak etmek mümkün mü? Nitekim tutsak edemediler. Tutsaklıklarının 10. gününde iki isimde tahliye edildi. Koca bir Ağustos ayında Bağımsız Maden-İş, Başaran AKSU, Gökay ÇAKIR ve direnen tüm madenciler, Türkiye’deki hak arama mücadeleleri tarihine isimlerini altın harflerle çoktan yazdırdılar. Zor günlerde bile direnenlerin mutlaka kazanacağını dosta düşmana bir kez daha gösterdiler. Milim geri adım atmayan inanç ve direnişleriyle bu zor günlerde; ders çıkarmak isteyenlere ders, moral bulmak isteyenlere moral verdiler. Bu zaferden muhakkak ders çıkarmak ve moral bulmak gerekiyor.

Yazıyı Başaran AKSU’nun şu sözleriyle bitirelim:

Kahrolsun Holdingçi Güçler!
Kahrolsun Sarı Sendikacılık!
Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!

Yaşasın madenciler ve bicümle direnenler!

KAYNAKLAR:

https://www.gaziantepdogus.com/gaziantepte-valilige-soke-eden-otenazi-talebi

https://x.com/diskinsesi/status/2092930799637008414

https://x.com/sosyalissendika/status/2093284958987256002