Başyazı
Bu başyazı, Türkiye Cumhuriyeti’ni vatan ve bu toprakları da yurt olarak kabul eden herkese hitaben yazılmıştır. Savunulan ana politik ilkelerin işbu başyazı ile açıklanması, sorumluluk gereğidir.
Sorunlarımız çözümsüz değildir!
Acilen çözüm bekleyen onlarca sorunumuz vardır: Yüksek enflasyon; paranın alım gücünün erimesi; vergilerin sürekli olarak ve acımazsızca artması; kalitesiz kamu hizmetleri; eğitimin özelleştirilmesi; ücretsiz, bilimsel ve laik eğitim hakkının engellenmesi; MESEM’lerdeki çocuk(!) işçi cinayetleri; sağlığın özelleştirilmesi; ücretsiz ve kaliteli sağlık hakkının engellenmesi; ucuz ve kaliteli gıdaya erişilememesi; yetersiz ve sağlıksız beslenme; yanlış ekonomi ve barınma politikaları sonucunda kırk yıllık beton parçalarında bir ay barınma bedelinin veya sıfır araba aldırmayacak bankadaki 1 milyon TL’nin bile asgari ücretli emekçinin bir aylık alın terinden daha fazla kazanç elde etmesi; emekli aylıklarının yetersizliği sebebiyle emeklilerin hayatlarını kaybetmeden bir gün önce bile çalışmak zorunda kalması; alın teri ve çalışmanın değersizleştirilmesi sonucu artan suç oranları; uyuşturucu ve kumar bağımlılığı; vurgunculuk arzusu; normalleştirilen ahlaksızlık; tüm bunların üstüne yargının boğazına kadar rüşvet ve siyasete bulaşması; astığı astık kestiği kestik iş bilmez savcı ve yargıçlar; adil ve makul sürede yargılanmanın mümkün olmaması; yaşanan hak kayıpları; yargı darbeleri; kamu kaynakların siyasi ikballer amacıyla heba edilmesi… Hülasa sorunumuz, şahsi çıkarlarını önceleyen AKP rejiminin ülkeyi yönetememesi ve insanların umudunu dahi yok etmek istemesidir.
Yukarıda bir kısmı yazılsa da acilen çözüm bekleyen sayısız sorunumuz vardır. Yaşadığımız kara günlerin ve içinde bulunduğumuz kara düzenin ardından gelecek günlerden en büyük beklenti, normal günlerin getirilmesidir. Milyonlarca insan, devasa maaş zammı ya da refah istemiyor. Milyonlarca insan, “Gerekirse yine yoksul kalayım ama bileyim ki ileride gelecek nesiller rahat etsin diye hep birlikte idare ediyoruz; yiyici çakallar, suç örgütleri, rantçılar veya onları yıllarca koruyanlar için yokluk çekmiyoruz.” demek istiyor. Milyonlarca insan, her sabah bir gazeteci ya da seçilmiş tutsak edilmesin istiyor; Hırsıza hırsız, soysuza soysuz, şerefsize şerefsiz demek özgür olsun istiyor, mülakatlar kalksın istiyor, komedyenleri tutsak edilmeden izleyebileyim istiyor.
İrili ufaklı tüm sorunların çözümü ve normal günleri getirmenin yolu, Atatürk ilke ve devrimlerinin uygulanmasından geçmektedir.
Cumhuriyetimizin, demokrasi ile taçlandırılması gerekir. Bu kapsamda; yargının siyasi sopa olarak kullanılması engellenmeli, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu yeniden düzenlenmeli, ifade özgürlüğü ve protesto hakkına işlerlik kazandırılmalı, Siyasi Partiler Kanunu yeniden düzenlenmeli, siyasi partilerdeki lider sultasına son verilmeli, Seçim Kanunu yeniden düzenlenmeli ve seçim barajı düşürülmelidir. Tüm bunların neticesinde; siyasi partiler ve meclis içerisinde millet iradesinin temsiliyeti artırılarak yürütmenin boyundurluğundan kurtarılmalıdır.
Türklüğün işine gelen zamanlarda vatandaşlık, işine gelen zamanlarda ise etnik unsur olarak kullanıldığı statükocu günlük siyasi söylemler bir kenara bırakılmalı ve milliyetçilik sadece Türk halkının refah ve itibarının yükseltilmekten ibaret olmalıdır.
Toplumun en yoksul ve en eğitimsiz kesimlerini güçlendirmek, toplumsal dayanışmayı artırmak ve ülkedeki refah, servet, mutluluk ve hatta acının dahi adil bölüşümünü sağlamak hedeflenmelidir. Bugün; imtiyazsız ve sınıfsız, kaynaşmış bir kitle yaratmak mücadelesinde sosyalizm ile kavga etmek yerine hayatımızın kılcal damarlarına kadar işlemiş neoliberal düzen ile kavga etmek zorunluluktur. İmtiyazsız ve sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olmak hedefinden çok uzakta olmamızın tek sebebi sermayedarlardır. Halkçılık herhangi bir sınıfın egemenliğini ve imtiyazını reddetmek üzerine kurulu olduğuna göre; sermaye hizaya çekilmelidir. Siyaset, bu tespit üzerine yapılmadır. Kâr hırsından gözü dönmüş sermayenin emek sömürüsü ve doğa talanı, halk düşmanlığı boyutuna ulaşmıştır. Çevre katliamlarının, artan iş cinayetlerinin veya işçi ölümlerinin mevzisi geçileli çok olmuştur. Bugün, MESEM projelerinde çocuklar bile katledilmektedir.
Devlet, ekonomide daha aktif rol alarak etkin ve katılımcı ana unsur olmalıdır. Tarım, gıda, maden, enerji, ilaç ve savunma sanayi gibi stratejik öneme haiz sektörler sermayenin kâr hırslarına terk edilmemelidir. Devlet, teşvikler aracılığıyla kaynak aktarımı yapmak yerine çeşitli malların arzında doğrudan yer alarak üretici olmalıdır. Ekonominin gelişmesi, kalkınma ve sosyal adalet, kâr öncelikli özel teşebbüslerle değil yalnızca kamucu ekonomi politikalarının ekonominin merkezine alınmasıyla gerçekleştirilebilir.
Din sınıfının (yani her türlü dinin ve her türlü tarikat, cemaat ve vakfın) hem dinini yaşamak isteyen kitlelere hem ekonomiye hem de siyasete tasallutu önlemelidir.
Çağdaş uygarlığı yakalamak ve hatta aşmak için, köhnemiş kurumlar cesaretle yıkılmalı ve yenilerini inşa edilmelidir.
Toplumsal şok doktrini!
Ülkemiz artık liyakat değil sadakat esaslı yönetime geçmiştir. İnsanların çoğu, hayatta başarılı olma yolunun dayılara sadakatten geçtiğini düşünmektedir. Bu düşünce, bireylerin değer ve ahlak yargılarını zayıflatmaktadır. Bireylere, gelecek hayallerine ulaşmanın yolunun tam sadakat ile biat etmekten geçtiği inandırılmak istenmektedir. Milyonlarca insanın oy verdiği bilmem kaç il, ilçe ve belde belediye başkanının, AKP’ye transfer edilerek aklanması (bir nevi vaftiz edilmesi) bundandır. Bu yolla toplumdaki güven ve umut duygusu azaltılmak istenmektedir.
Ahlaksızlık yoluna itilen toplumun ve bireylerin önünde iki seçenek vardır: “Herkes birbirinin laciverdi” diyerek politikadan uzaklaşıp küsmek veya tam biat ile düzene ayak uydurmak. Her iki yol da çıkmaz sokaktır. Kişi, her iki yolda da kirlenmekten kurtulamaz. Pislik muhakkak onu bulur. Böyle bir düzende adalet işlemez. Anlaşmazlıklar ya mahkemelerde “dayılarla” ya da mahkemeler dışında “çetelerle” çözülür. Bu ilişki sürekli kendini tekrar eder. Günün sonunda da muhakkak sizden güçlüsü çıkar. Bugün TMSF kayyum mezbahasında kesilen holdingler boşuna mı semirtildi bunca yıl.
Yaşadıklarımızın sebebi, şahsi çıkarlarını önceleyen yöneticilerin ülkeyi yönetememesi ve insanların umudunu esir almak istemesidir. Türk halkının dikkati bilinçli bir şekilde dağıtılmaktadır. Biz dermansız derde tutulmadık. Sadece yönetenler dertlere derman olmak istemiyor. Sorunlarımız, Türk halkını bilinçli bir şekilde çökertmek amacıyla çözümsüz bırakılmaktadır. Hepimiz; sorunları karşısında bunalmış, dikkati dağılmış, geçim kavgasından kafasını kaldıramayan, tepki veremeyen ve direnç gösteremeyen kişiler haline getirilmek isteniyoruz. Herkes kirleniyor, direnenler hariç. Günün sonunda tam biat verenler bile dertlerinden arınamıyor. Tam biat verenlerden oransal olarak çok azının payına büyük ikramiye, biraz daha fazlasının payına normal sayılabilecek iş ve kadro, çoğunluğun payına ise yine üç kuruşa saatlerce çalışmak düşüyor. Öyleyse iktidara biat edenlerin de çoğu bu sistemde kazanmıyor, sadece illüzyona aldanıyor.
Ya politik olacağız ya rezil olacağız!
Her şey kirlendi. “Normal” günler, mazide kaldı. Kafamızı diğer yöne çevirmek, pislik ile etkileşiminizi engellemez. Görmemek için gözlerinizi kapatırsınız, kokusu burnunuza gelir. Koklamamak için burnunuzu tutarsınız, sesi kulağınıza gelir. Duymamak için kulağınızı tıkarsınız, dokunduğunuzda hissedersiniz. Dokunmamak için hareketsiz kalırsınız, ama ağzınızın tadı yine de bozulur.
Milyonlarca liraya satın alınan özel güvenlikli sitelerdeki evler, özel arabalar, alışverişin her türlüsü için AVM ya da internet, özel okullar veya özel hastaneler sizi bu pislikten korumaz. Siz kendinize istediğiniz kadar “steril” bir yaşam alanı oluşturun. Bozuk düzende sağlam çark olmaz. O pislik, elbet sizi bulur.
Bu çürümüş, yozlaşmış ve kirlenmiş düzende rezil olmamak için politik olmak zorunluluktur. Politik olmadıkça temiz kalamayız. Politikadan kaçıp kendi kabuğuna çekilmek çözüm değildir. Pislikler temizlenmedikçe, pislik sizi bulur ve kirletir. Dolayısıyla gün, apolitik olmak ve siyaset ile ilgilenmemek günü değildir. O günler mazide kalmıştır. Temiz kalmak için nefes alıp verirken dahi politik olmak gerekir. Kurtuluşumuzun ve temiz kalmamızın sırrı, politik olmaktır.
Memleket isterim!
Bunaldık, artık yeter! Türkiye’nin ve Türk halkının içerisinde bulunduğu dertler, dermansız değildir. Tüm dertler, dönüp dolaşıp şahsi çıkarlarını önceleyen yöneticilerin ülkeyi yönetememesine dayanmaktadır. Dertlerimizin dermanı için yeterli maddi kaynaklar da insan gücü de mevcuttur.
Günün getirdikleri zorludur. Bazen insanın aklındaki fikri ifade etmesi bile zordur. Ancak başarı, zorlu olduğu derecede şanlıdır. Yakın ve uzak gelecek elbette bizimdir. Kirlenmeyeceğiz. Temiz kalacağız. Bizim olanı alacağız. Bu sebeple, nefes alıp verirken dahi politik olacağız. İstikbalimiz, her alanda politik olmaktan geçmektedir.
Şair Cahit Sıtkı Tarancı, arzularımızı 80 yıl öce ifade etmiştir:
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.