2025 yılının başında yapılan ASAL Araştırma anketine göre katılımcıların %71’i Türkiye’de adalet olmadığını düşünüyor. 2025 yılı sonbaharında yapılan Gündemar Araştırma anketine göre ise katılımcıların %75’i yargının kötüye gittiğini düşünüyor. ₁ PanoramaTR şirketinin araştırmasına göre katılımcıların %76’sı mahkemeye gittiğinde haksızlığa uğramaktan korkuyor. ₂
İlk yazıda özetle Türk yargısının çürüdüğü ve halkın makul bir yargı hizmetine kavuşamadığı verilerle ortaya konulmuştu. Bugün AKP rejiminden ve yargıdan adalet beklemek, ölüden medet ummaya benziyor. Çıkarılan bilmem kaçıncı yargı paketi de adalet hizmetinin iyileşmesine katkı sağlamıyor; yalnızca sorunları gizleme veya öteleme vazifesi görüyor. Kalıcı bir çözüm için önce AKP rejiminden kurtulmak, ardından yargıyı yeni bir anlayışla ve yeni kurumlarla yeniden örgütlemek gerekmektedir.
Yargıyı yeni bir anlayışla ve yeni kurumlarla yeniden örgütlemeye, temelden, yani soruşturma aşamasının başlangıcından başlanmalı ve AKP rejiminin sona ermesinin ardından acilen Adli Kolluk Genel Müdürlüğü kurulmalıdır.
Kolluk hizmetinin, aynı anda hem idari hem de adli kolluk faaliyeti yürüten; ancak hizmetin görüldüğü yere göre kent-kır şeklinde ayrılmış iki farklı kurum tarafından yürütülmesi, verimsizliğe neden olmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı şeklinde, kolluk hizmetinin sunulduğu yere göre yapılan bir ayrımdan ziyade, Adli Kolluk Genel Müdürlüğü ve İdari Kolluk Genel Müdürlüğü şeklinde uzmanlığa dayalı yeni bir örgütlenme, kolluk hizmetlerinin verimliliği ve kalitesi açısından daha isabetli olacaktır. Üstelik, Cumhuriyet Başsavcılıkları da dâhil olmak üzere, bir süredir siyasetle yan yana anılan kurumlar yerine yeni kurumların ihdas edilmesi, vatandaşın devletle olan ilişkisinde yaşanan güven sorununun çözümüne olumlu katkı sağlayacaktır.
İdari kolluk ve adli kolluk faaliyetleri farklı personel tarafından, farklı yöneticilerin sorumluluğunda ve farklı mevzuata dayanılarak yürütülmelidir. İdari kolluk faaliyetlerinde görev yapan personelin aynı zamanda adli kolluk faaliyetlerinde de kullanılması, zaman zaman CMK’ya aykırı işlemlere sebebiyet vermekte, uzmanlaşmayı engellemekte ve adli kolluk faaliyetlerinin yavaşlamasına yol açmaktadır. Disiplin ve terfi işlemlerinde tümüyle mülki amire bağlı olan, ancak aynı anda hem mülki amirin hem de Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda görev yapan ve nerede adli, nerede idari kolluk hizmeti yürütüldüğünün yapay ayrımlarla belirlendiği bu yapı, adli kolluk faaliyetlerini verimsiz hale getirmektedir.
Adli Kolluk Genel Müdürlüğü; Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak tüm ülkeyi kapsayacak şekilde, kır ve kent ayrımı yapmaksızın, personelinin bir kısmı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı kadrolarından geçecek, ancak çoğunluğu yeni alınacak personelden oluşacak şekilde tüm il ve ilçelerde kurulması gereken yeni bir örgütlenme modelidir.
Soruşturmanın başlangıcından iddianamenin yazılmasına kadar olan tüm süreci Adli Kolluk Genel Müdürlüğü tek başına yürütmelidir. Cumhuriyet savcılarının soruşturma aşamasındaki yetkilerinin devri de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Adli Kolluk Genel Müdürlüğü, bir nevi “Polis Savcılığı” birimini bünyesinde barındırmalıdır. Burada “Polis Savcılığı” ile kastedilen, klasik anlamda bir Cumhuriyet savcılığı makamını değil, soruşturma yetkileriyle donatılmış hukukçu personelden oluşan bir soruşturma birimini ifade etmektedir. Bu kapsamda, bugün Cumhuriyet savcılarının soruşturma aşamasında sahip olduğu yetkilerle donatılmış ve “muhakkik” veya “soruşturmacı” unvanını taşıyan tamamı hukuk fakültesi mezunu personel soruşturma dosyalarının sorumluları olmalıdır. Bu kişilerin bir kısmı Cumhuriyet savcıları arasından seçilebilir; ancak çoğunluğu yeni alınacak personelden oluşmalıdır. Cumhuriyet savcılarının kovuşturma aşamasındaki görevleri ise aynen devam etmelidir.
Adli Kolluk Genel Müdürlüğünün kurulması, İdari Kolluk Genel Müdürlüğünün kurulmasını da zorunlu hale getirmektedir. İdari Kolluk Genel Müdürlüğü; İçişleri Bakanlığı bünyesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığının birleştirilmesi suretiyle kurulmalıdır. İdari Kolluk Genel Müdürlüğü personeli, Adli Kolluk Genel Müdürlüğüne geçiş yapmamış Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı personelinden oluşturulmalıdır. Jandarma Genel Komutanlığı personeline, Adli Kolluk Genel Müdürlüğünün yanı sıra Kara Kuvvetleri Komutanlığına da geçiş imkânı tanınabilir.
İdari Kolluk Genel Müdürlüğü, Adli Kolluk Genel Müdürlüğünün görev alanına girmeyen diğer hizmetleri; örneğin trafik, koruma ve sair önleyici kolluk hizmetlerini yerine getirmekle sorumlu tutulmalıdır. Koruma ve önleme faaliyetlerinde daha fazla uzmanlaşmış bir kurum, sahip olduğu personel ve uzmanlaşma imkânı sayesinde yalnızca petrol boru hatları ya da stratejik tesislerin değil, TMO silolarının bile korunmasına katkı sağlayabilecektir. TMO silolarının korunması örneği öylesine verilmiş bir örnek değildir. Ne yazık ki TMO tesislerinin de kolluk tarafından korunmasına ihtiyaç vardır. Aralık 2025 ve Ocak 2026’da basında yer alan iki haber, ülkemizde TMO silolarının dahi yeterince korunamadığını göstermektedir. Konya’nın Yunak ilçesinde yıllık 40 milyon liraya kiralanan TMO silolarındaki bir miktar hububatın kaçak olarak satılması suretiyle 500 milyon TL’lik zarara sebebiyet verilmiştir.₃ Mardin’in Kızıltepe ilçesinde de benzer işlemlerle 1 milyar TL’lik zarara sebebiyet verilmiştir.₄ Bir kolluk personelinin devlete aylık maliyetinin 180.000 TL olduğu varsayılırsa, yalnızca bilinen iki TMO silosundaki hırsızlığın önlenmesi bile 690 personelin bir yıllık maliyetini karşılamaya yetecek bir tasarruf sağlayacaktır.
Bu sayede hem Adli Kolluk Genel Müdürlüğü hem de İdari Kolluk Genel Müdürlüğü sağlam temeller üzerinde kurulacak, kendi alanlarında uzmanlaşma imkânına kavuşacak ve bugünküne kıyasla daha verimli hale gelecektir.
İdari kolluk birimlerinin adli kolluk ile ilişkisi, esasen bu yazının konusu olmamakla birlikte, kabaca ifade etmek gerekirse, idari kolluk hizmeti sırasında karşılaşılan adli olaylarda bu birimlerin görevi, adli kolluk olay yerine intikal edinceye kadar delillerin ve olay yerinin muhafazası ile sınırlı olmalıdır.
Yazdığım sisteme benzer şekilde, ayrı olarak örgütlenmiş adli kolluk birimlerinin ve “Polis Savcılığı”na benzer bir “muhakkik/araştırmacı” sisteminin uygulandığı pek çok ülke mevcuttur. Diğer ülkelerdeki uygulamalar incelendiğinde, ülkemizde yeni bir örgütlenmeye gidilmesinin yargı hizmetini iyileştireceği daha iyi anlaşılacaktır.
Adli Kolluk Genel Müdürlüğü içerisinde kurulmasını önerdiğim “muhakkik/araştırmacı” unvanlı personele benzer bir yapılanma, adli-idari kolluk ayrımı yapılmamasına rağmen, “Polis Savcılığı” adıyla Norveç’te uygulanmaktadır. Norveç sisteminde adli makamda görev yapan savcı, yalnızca adli kolluk hizmetini yerine getiren personelin değil, idari kolluk hizmetini yerine getiren personelin de hiyerarşik olarak üstü konumundadır. Ülkemizde ise savcının adli kolluk personeli üzerindeki etkisi bile sınırlıdır. Kaynakçada açıklanan yazının yazarı, Norveç sisteminin ülkemizde uygulanabilirliği konusunda; öncelikle adli kolluk personelinin idari kolluk personelinden ayrılarak savcılık makamı bünyesine dahil edilmesini, yani adli kolluk personelinin savcılık teşkilatı içerisinde istihdam edilmesini önermektedir. Bu önerinin gerçekleştirilememesi hâlinde ise en azından karakol savcılığı müessesesinin ihdas edilmesini önermektedir.₅
Geçmişte ülkemizde de Adli Kolluk – İdari Kolluk ayrımı yapılmak istenmiş, ancak başarılı olunamamıştır. 1961 Anayasası’nın 138. maddesinde “Adli zabıta doğrudan doğruya adli mercilerin emrindedir.” düzenlemesine yer verilmek istenmiş, ancak bu düzenleme Temsilciler Meclisinden geçmemiştir. Adalet Bakanlığı, 1991 ve 1992 yıllarında iki defa “Adli Kolluk Kanun Tasarısı” hazırlamış, ancak bu tasarılar da yasalaşmamıştır. Bu tasarılarda kolluğun adli ve idari olarak ayrılması ve adli kolluğun Adalet Bakanlığına bağlanması öngörülmüştür. CMK’nın hazırlık sürecinde, TBMM alt komisyonunda görüşmeler devam ederken oluşturulan bilim kurulu da hızlı, etkin ve adil bir yargılama için özlük hakları bakımından Cumhuriyet savcısına bağlı bir adli kolluk teşkilatının kurulmasını önermiş, ancak bu öneri de yasalaşmamıştır. Meselenin temelinde, aralarında hiyerarşik bir bağ bulunmayan bir kolluğun savcının talimatlarını her zaman savsaklayabileceği ve idari amiri ile savcının talimatları arasında kaldığında idari amirinin talimatını önceleyeceği gerçeği yatmaktadır. Savcıya yalnızca kolluğun yanlış uygulamaları karşısında ceza davası açma yetkisi verilmesi de kolluğun savcıyı amir olarak görmek yerine karşısında bir hasım olarak görmesine yol açabilecektir. Buna karşılık, kolluğun terfi, tayin ve disiplin işlemlerinde savcının da söz sahibi olması, savcının talimatlarının gerçek anlamda yerine getirilmesini sağlayacak bir hiyerarşik ilişki oluşturacaktır. Fransa ve İtalya’da adli kolluk sistemi uygulanmaktadır. İngiltere, Galler ve İrlanda’da uygulanan sistemde ise kolluk tek bir yapıdan oluşmakta, adli–idari kolluk ayrımı bulunmamaktadır. Bununla birlikte kolluk, suç soruşturmasını savcıdan bağımsız olarak yürütmekte ve bu konuda savcıyla temasa geçmek zorunda değildir. Bunun karşılığında, bu ülkelerde soruşturmanın hukuka uygun yürütülmesinden kolluk sorumludur. Savcının kolluk üzerinde doğrudan bir yetkisi bulunmamakla birlikte, toplanan delillerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi veya delillerin eksik toplanması durumunda dava açmayarak kolluk üzerinde dolaylı bir denetim gerçekleştirmektedir.₆
Bana kalırsa Türkiye’nin kendine has bir yapısı vardır. Türk yargısının içinde bulunduğu durum, bozulan adalet hizmetinin yeniden işler hâle getirilmesi için yeni kurumları ve yeni örgütlenmeleri zorunlu kılmaktadır. Türk yargısındaki sorunların çözümü için işe sıfır noktasından başlamak şarttır.
Tam da bu sebeple, bugün hizmetin görüldüğü yere göre örgütlenen kolluğun, faaliyet alanlarına göre İdari Kolluk Genel Müdürlüğü ve Adli Kolluk Genel Müdürlüğü olarak yeniden yapılandırılması bir zorunluluktur. Cumhuriyet savcılarının soruşturma aşamasındaki tüm yetkilerinin ise yeni kurulacak Adli Kolluk Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapacak “muhakkik/araştırmacı” unvanlı hukuk fakültesi mezunlarına devredilmesi gerekmektedir.
Türkiye’nin ihtiyacı, sadece mevcut kurumların isimlerini veya teşkilat şemalarını değiştirmek değil; adli ve idari kolluğu birbirinden ayıran, uzmanlaşmaya dayalı ve soruşturma faaliyetindeki görevlileri ve sorumlulukları yeniden belirleyen yeni bir soruşturma düzenidir.
₃ https://trakyaflashaber.com/haber/tahil_silolarinda_buyuk_vurgun_emanete_ihanet-45029
₅ İdari Kolluk – Adli Kolluk Ayrımında Norveç Polisi Ve Sivil Denetimi / Melikşah ÇIRAKOĞLU / ASBÜ Hukuk Fakültesi Dergisi (2024/2 Prof. Dr. Mustafa Avcı’ya Armağan) / s.1625 – 1671
₆ Adli Kolluk – Savcı İlişkisi Ve Soruşturmalara Etkisi / Yusuf Ziya POLATER / TBB Dergisi 2015 (120) Yusuf Ziya POLATER / s.289 – 324