Bu başyazı, Türkiye Cumhuriyeti’ni vatan ve bu toprakları da yurt olarak kabul eden herkese hitaben yazılmıştır. Devam eden yazılar ise memleketimizin içerisinde bulunduğu çıkmazları tespit etmek ve bu çıkmazlardan kurtuluş yolu aramak için amacıyla yazılacaktır. Bu kapsamda savunulan ana politik ilkelerin işbu başyazı ile açıklanması, sorumluluk gereğidir.
Sorunlarımız çözümsüz değil!
Acilen çözüm bekleyen sorunlar açıktır: Yanlış ekonomi politikaları sebebiyle sürekli artan enflasyon; sürekli artan enflasyon sebebiyle alım gücü kaybı; alım gücü kaybına rağmen vergilerin sürekli artırılması; sürekli artan vergilere rağmen kalitesiz kamu hizmetleri; yanlış eğitim politikaları sebebiyle eğitimin özelleşmesi; özelleşen eğitim sebebiyle ücretsiz ve bilimsel eğitime kavuşamamak; ücretsiz ve bilimsel eğitime kavuşamamak sebebiyle MESEM ve çocuk (!) işçi cinayetleri; yanlış sağlık politikaları sebebiyle sağlığın özelleşmesi; özelleşen sağlık sebebiyle ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmetlerine erişilememek; ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmetlerine erişilememesine ek olarak yanlış tarım politikaları sebebiyle gıdaya erişememek; gıdaya erişememek sebebiyle yetersiz ve sağlıksız beslenme; yetersiz ve sağlıksız beslenme sebebiyle zehirlenmek; yanlış ekonomi ve barınma politikaları sebebiyle ev sahibi olamamak ve yüksek kiralar; kiraların yükselmesi sebebiyle beton parçalarının emekçilerin alın terinden daha fazla kazanç elde etmesi; alın teri ve çalışmanın değersizleştirilmesi sebebiyle her gün artarak çoğalan suç oranları, uyuşturucu ve kumar bağımlılığı, vurgunculuk, ahlaksızlık; suç gelirleriyle elde edilen kara paranın adaleti bile satın alması; satın alınan adalet sebebiyle yargının boğazına kadar rüşvet ve siyasete bulaşması; siyaset ve akçeli işlerle kirlenen yargı sebebiyle denetimsizliğin yaygınlaşması; denetimsizliğin yaygınlaşması sebebiyle astığı astık kestiği kestik savcı ve yargıçlar; astığı astık kestiği kestik savcı ve yargıçlar sebebiyle adil ve makul sürede yargılanmanın mümkün olmaması; adil olmayan ve makul süreyi aşan yargılamalar sebebiyle yaşanan hak kayıpları; yaşanan hak kayıpları üzerinden ülke siyasetinin dizayn edilmesi; tüm kamu kaynakların ülke siyasetini dizayn etmeye harcanması sebebiyle sorunların çözülememesi; hülasa sorunumuz şahsi çıkarlarını önceleyen yöneticilerin ülkeyi yönetememesi ve insanların umudunu dahi yok etmek istemesidir.
Acilen çözüm bekleyen büyük sorunların yanında sayısız küçük sorunlarımız da mevcuttur. İrili ufaklı tüm çıkmazların çözümü, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimleri ile açtığı yolun herhangi bir sapma olmaksızın uygulanmasından geçmektedir.
a. Cumhuriyetçilik: Cumhuriyet haricinde hiçbir yönetim biçimi kabul edilemez. Fakat, bu yeterli değildir. Cumhuriyetimizin demokrasi ile taçlandırılması gerekir. Yargının siyasi sopa olarak kullanılması ivedilikle son bulmalıdır. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu yeniden düzenlenmeli ve ifade özgürlüğü ile protesto/itiraz hakkına işlerlik kazandırılmalıdır. Siyasi Partiler Kanunu yeniden düzenlenmeli ve siyasi partilerdeki lider sultasına son verilmelidir. Seçim Kanunu yeniden düzenlenmeli ve seçim barajı düşürülmelidir. Siyasi partiler ve meclis içerisinde, millet iradesinin temsiliyeti artırılmalı ve meclis, yürütmenin boyunduruluğundan kurtarılmalıdır.
b. Milliyetçilik: Milliyetçilik, Türk milliyetçiliğidir. Türk milliyetçiliği, Atatürk’ün yorumu ile ele alınır. Türkeşçi ya da Atsızcı milliyetçilik yorumlarına değer verilmez. Türk tanımı, vatandaşlık esasına dayandırılarak mana kazanır. Bunun bir sonucu olarak, Türklüğün işine gelen zamanlarda vatandaşlık işine gelen zamanlarda ise etnik unsur olarak kullanıldığı statükocu ve günlük siyasi söylemler reddedilir. Türk milliyetçiliğinin esası ve devletin amacı, Türk halkının refah ve itibarının yükseltilmesinden ibarettir.
c. Halkçılık: İmtiyazsız ve sınıfsız, kaynaşmış bir kitle yaratmak mücadelesidir. Sınıfsızlık iddiası, ekonomik ve sosyal sınıfların varlığını reddetmez. Aksine sınıfların varlığını kabul ederek birbirlerini sömürmelerini engellemeyi ve sınıfların birbirinden üstün olmalarını engellemeyi amaçlar. Toplumun en yoksul ve en eğitimsiz kesimlerini güçlendirmek, toplumsal dayanışmayı artırmak ve ülkedeki refah, servet, mutluluk ve hatta acının dahi adil bölüşümünü sağlamak nihai hedeftir. Günümüzde halkçılık, artık sadece hayaleti dolaşan sosyalizm ile kavga etmek yerine hayatımızın kılcal damarlarına kadar işlemiş neoliberal düzen ile kavga etmek suretiyle hayat bulur. Bu mücadele, toplumsal bir görevdir. İmtiyazsız ve sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olmak hedefinden çok uzakta olmamızın ana sebebi; sermayedarlardır. Halkçılık herhangi bir sınıfın egemenliğini ve imtiyazını reddetmek üzerine kurulu olduğuna göre; halkçılık ilkesinin uygulanabilmesi için sermaye hizaya çekilmelidir. Siyaset, bu tespit üzerine yapılmadır. Kâr hırsından gözü dönmüş sermayenin emek sömürüsü arşa çıkmış ve halk düşmanlığı boyutuna ulaşmıştır. Artan iş cinayetlerini ve işçi ölümlerini mevzisi geçileli çok olmuştur. Bugün, MESEM projelerinde çocuklar katledilmektedir.
ç. Devletçilik: Devlet, ekonomide daha aktif rol alarak denetleyici olmanın ötesinde katılımcı olmalıdır. Tarım, gıda, maden, enerji, ilaç ve savunma sanayi gibi stratejik öneme haiz sektörler, sermayenin kâr hırslarına terk edilemez. Devlet, ekonomide doğrudan etkin ve ana unsur olmalıdır. Özellikle tarım politikaları ve gıda üretimi, halkın sağlıklı ve yeterli beslenme hakkı kapsamında devlet şirketleri ve kooperatifler aracılığıyla gerçekleştirilmelidir. Devlet, teşvikler aracılığıyla kaynak aktarımı yapmak yerine çeşitli malların arzında doğrudan yer alarak üretici olmalıdır. Ekonominin gelişmesi, kalkınma ve sosyal adalet, kâr öncelikli özel teşebbüslerle değil yalnızca kamucu ekonomi politikalarının ekonominin merkezine alınmasıyla gerçekleştirilebilir.
d. Laiklik: Devlet, din esasıyla yönetilemez. Din, bireylerin vicdanını ilgilendirir ve bireylerin özel alanıyla sınırlıdır. Laikliğin gayesi, din sınıfının (yani her türlü dinin ve her türlü tarikat ile cemaatin) dini yaşamak isteyen kitlelere tasallutunu da ekonomiye tasallutunu da siyasete tasallutunu da önlemekten ibarettir.
e. Devrimcilik: Çağdaş uygarlığı yakalamak ve aşmak amacıyla gerçekleştirilen, köhnemiş kurumları yıkan ve yenilerini inşa eden geleceğe atılan adımlar devrimciliktir. Devrimcilik; kurumları ve kuralları sorgulamayı, sürekli gelişimi ve daha iyiye ulaşmak için çürüyeni yenileyerek daha güzel günlere ulaşmanın yöntem ve araçlarını oluşturur.
Toplumsal şok doktrini!
Ülkemiz artık liyakat değil sadakat esaslı yönetime geçmiştir. İnsanların çoğu, başarılı olma yolu sadakat ve dayılardan geçtiği için gelecek hayallerinin gerçekleştirme olanağının olmadığını düşünmektedir. Bu düşünce, bireylerin değer ve ahlak yargılarını zayıflatmaktadır. Bireyler, gelecek hayallerine ulaşmanın yolunun tam sadakat ile biat etmekten ve “yasa dışı” eylemlerden geçtiğini inanmaktadır. Bu düşünce yayıldıkça toplumdaki güven ve umut duygusu azalır, kötümserlik artar. Toplumun ve bireylerin önünde iki seçenek kalır: Politikadan uzaklaşma ve “herkes birbirinin laciverdi” diyen bir küskünlük veya tam biat ve yüksek sadakat ile düzene ayak uydurma. Her iki yolda yanlış yere çıkar. Kişi kirlenmekten kurtulamaz. Pislik muhakkak onu bulur. Böyle bir düzende adalet işlemeyeceği için anlaşmazlıkların ya mahkemelerde “dayılarla” ya da mahkeme dışlarında “çetelerle” çözülür. Bu ilişki sürekli kendini tekrar eder.
Sorunumuz şahsi çıkarlarını önceleyen yöneticilerin ülkeyi yönetememesi ve insanların umudunu dahi yok etmek istemesidir. Türk milletinin dikkati bilinçli bir şekilde dağıtılmaktadır. Dertlere derman bulunamamasının sebebi, dermansız derde tutulmamız değildir. Dertlere derman olunmak istenmemektedir. Tüm sorunlar, Türk milletini bilinçli bir şekilde çökertmek amacıyla çözümsüz bırakılmaktadır. Hepimiz, her birimiz; sorunları karşısında bunalmış, dikkati dağılmış, hiçbir konuda tepki veremeyen ve direnç gösteremeyen kişiler haline getirilmek isteniyoruz. Ne yazık ki günün sonunda tam biat verilse bile dertler çözülemiyor. Tam biat verenlerden oransal olarak çok azının payına büyük ikramiye, biraz daha fazlasının payına normal sayılabilecek iş veya kadro, çoğunluğun payına ise üç kuruşa saatlerce çalışma düşüyor. Tam biat vermeyenlerin azının payına tutsaklık, biraz daha fazlasının payına kendi halinde kişiliksiz bir hayat, çoğunluğunun payına ise üç kuruşa saatlerce çalışma düşüyor. Özetle; herkes kirleniyor, direnenler hariç.
Ya politik olacağız ya rezil olacağız!
Her şey kirlendi. “Normal” günler, mazide kaldı. Artık kafanızı çevirmek, pislik ile etkileşiminizi engellemez. Görmemek için gözlerinizi kapatırsınız, kokusu burnunuza gelir. Koklamamak için burnunuzu tutarsınız, sesi kulağınıza gelir. Duymamak için kulağınızı tıkarsınız, dokunduğunuzda hissedersiniz. Dokunmamak için hareketsiz kalırsınız, ama ağzınızın tadı yine bozulur.
Milyonlarca lira harcanan özel güvenlikli siteler, toplu taşıma kullanmadan her yere özel arabalarla gitmek, alışverişin her türlüsünü avm ya da internet üzerinden yapmak veya özel okullar ve özel hastaneler dahi sizi bu pislikten azade kılmaz. Siz istediğiniz kadar “steril” bir yaşam alanı oluşturun. Bozuk düzende sağlam çark olmaz. O pislik, elbet sizi bulur.
Bu çürümüş, yozlaşmış ve kirlenmiş düzende rezil olmamak için politik olmak zorunluluktur. Politik olmadıkça temiz kalamazsınız. Siz politikadan kaçıp kabuğa çekilmek çözüm değildir. Pislikler temizlenmedikçe, sizi bulur ve kirletir. Dolayısıyla gün, apolitik olmak ve siyaset ile ilgilenmemek günü değildir. O günler mazide kalmıştır. Temiz kalmak için nefes alıp verirken dahi politik olmak günleri gelmiştir. Kurtuluşumuzun ve temiz kalmamızın sırrı, politik olmaktır.
Memleket isterim!
Bunaldık, artık yeter. Türkiye’nin ve Türk halkının içerisinde bulunduğu dertler, dermansız değildir. Tüm dertler dönüp dolaşıp şahsi çıkarlarını önceleyen yöneticilerin ülkeyi yönetememesine dayanmaktadır. Dertlerimizin dermanı için yeterli maddi kaynaklar da insan gücü de mevcuttur.
Günün getirdikleri zorludur. Bazen insanın aklındaki fikri ifade etmesi bile zordur. Ancak başarı, zorlu olduğu derecede şanlıdır. Yakın ve uzak gelecek elbette bizimdir. Kirlenmeyeceğiz. Temiz kalacağız. Bizim olanı alacağız. Bu sebeple, nefes alıp verirken dahi politik olacağız. İstikbalimiz, her alanda politik olmaktan geçmektedir.
Şair Cahit Sıtkı Tarancı, Türkiye Cumhuriyeti ve bu topraklar üzerine arzularımızı 80 yıl öce ifade etmiştir:
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.